ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2015 Cuma

Gıybet ve İftira - Din Ulaşacaktır - Davet Edecekler

Gıybet ve İftira

Resulullah Efendimiz(s.a.v.),
 - Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz, diye sordu. Ashab-ı kiram,
 - Allah ve Resulu daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Resulullah(s.a.v.),
 - Birinizin, mümin kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmasıdır, buyurdu. Oradakilerden biri,
 - Ya benim söylediğim onda varsa, bu da gıybet midir, diye sordu.Resulullah(s.a.v.),
 - Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Şayet söylediğin onda yoksa bir de iftira ettin demektir.
 (Ebu Davud, Tirmizi, Müslim)

Bu Din Her Yere Ulaşacaktır!

 Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’in heber verdiği, gelmesi yakın mutlulukla sevinelim: “Bu din, gecenin ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, bir azizin izzetiyle veye bir zelilin zilletiyle, İslam’ı üstün kılacağı bir izzetle ve kafiri zelil kılacağı bir zilletle, yerleşik ya da göçebe herkesin evine bu dini mutlaka sokacaktır.”
 (İbn Hibban, Sahih, XV, 91,93; Hakim, Müstedrek, IV, 477.)

Davet Edecekler!


 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) sofralarına davet etmeleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.”
 (Ebu Davud, Melahim 5; Ahmed b. Hanbel, V, 278.)

İhlas - Ümit ve Korku

 İhlas Alameti

Allah Teala, ibadete riya gösteriş karıştırmayı kesinlikle yasaklamıştır. Gizli şirk olarak tarif edilen riyadan kurtulmak her müslümanın gayesidir. Gerçek alim ve veliler de bundan son derece sakınıp yalnızca ihlaslı kulluğa gayret etmişlerdir.
 Bir gün Yahya b. Muaz’a, “Bir kimsenin ihlasa ulaştığının alameti nedir?” diye sorulmuştur. Yahya b. Muaz’ın cevabı şöyledir: “Süt emen çocuk gibi, kendisini övene de sevene de hiç aldırış etmeyip, işine, ibadetine devam etmesidir.”
 Büyük veli Fudayl b. İyaz da şöyle demiştir: “İnsanlar görsün diye amel etmek riyadır. Yapman gereken bir ameli insanlardan çekinip terketmen şirktir. İhlas ise Allah Teala’nın seni bu iki halden kurtarmasıdır.”

Ümit ve Korkuyla

 Hz. Ebu Bekir buyuruyor ki: “Size Allah’tan kormanızı, O’nu layık olduğu şekilde övmenizi, korku ile ümit arasında olmanızı ve Allah’a çok yalvarmanızı tavsiye ederim. Çünkü Cenab-ı Allah, Zekeriyya aleyhisselamı ve ailesini bu yüzden şöyle övmüştür:
 ‘Gerçekten onlar, iyi işlerde yarışırlar, korkarak, umarak bize yalvarırlar ve gönülden bize saygı duyarlardı’(Enbiya 21/90)
 Sonra, Allah’ın kulları biliniz ki Allah Teala kendi haklarına karşılık sizin canlarınızı rehin almış ve bunun için de sizden söz almıştır. Allah, ebedi olana karşılık sizden az ve fani olanı satın almıştır.”

6 Şubat 2015 Cuma

Namaz Vakitlerinin Hesaplanması

 Müslümanların geliştirdiği astronomi, daha çok namaz vakitleri ve hicri aybaşlarının belirlenmesinde, güneş ve ay yardımıyla zamanı belirlemeyi ana konu olarak almıştır.
 Miladi 8. yüzyıla kadar namaz vakitleri görevli kişiler tarafından, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin ışığında bizzat güneş gözlenerek ilan ediliyordu.
 İslam ülkelerinde rasathaneler kurulduktan sonra namaz vakitleri hesaplanarak ilan edilmeye başlanmıştır.
 Rasathane olmayan yerlerde ise namaz vakitlerinin tespitinde Rub’u Tahtası kullanılmıştır.
 Osmanlı Devleti zamanında şeyhülislamlığa bağlı bir başmüneccimlik görevi vardı. Bunlar her sene sadece İstanbul’un namaz vakitlerini gösteren resmi bir takvim çıkarırdı.
 Muvakkitler diğer şehirlerin namaz vakitlerini ise İstanbul’dan + - fark hazırlarlardı. Günümüzde ise

23 Ekim 2014 Perşembe

Ruhsat Adalettir, Azimet ise Rahmettir

Bu günlerde öfkesi haddi aşanlara, bakın Ali, ya ne diyordu "Düşmanlarımıza bir tek şey borçluyuz, adalet" Ve ayet-i kerime ne diyordu "Sakın bir topluluğa karşı öfkeniz sizi adaletten ayırmasın"Biz Rahmet peygamberinin ümmetiyiz, edebildiğimiz sürece rah
met etmeliyiz, edemediğimizde ancak adalet etmeliyiz.Bugün gücü elinde bulunduranlar ağır bir imtihandadır. Kendileri için ruhsat adalettir, azimet ise rahmettir. Efendimiz Mekke'ye girdiğinde düşmanlarına eman vermişti. İntikamı kısas zannedenlere duyrulur, mukabele-i bimisil caiz değildir. Mümin ötekinin yaptığı her şeyi yapamaz.Dolap çeviremez, kumpas kuramaz, intikam alamaz, birilerine ibret olsun diye adam sallandıramaz. Yoksa birilerinden ne farkınız kalır. İnsaf İnsaf, nısftan gelir, bir suçu bir yükü

15 Ekim 2014 Çarşamba

İslam Büyükleri, Tatili Nasıl Anlıyorlar?

 Her sene daha da karmaşık hale gelen tatil hayatımız atıl kalmak, vakit öldürmek, mevsimi eğlence ile bitirmek şeklinde mi geçiyor?..
Şayet tatilimiz böyle tüketiliyorsa bunu düşünmemiz gerekir gibi geliyor bana. Çünkü tatilde değerlendirmeyip harcadığımız vaktimiz, aslında boşa harcamaktan titrediğimiz nakdimizden de kıymetlidir. Zira vakitle nakdi kazanabilirsiniz, ama nakitle boşa harcadığınız vaktinizi kazanamaz, geri getiremezsiniz. Değerlendiremediğiniz vakit uçup gitti, bir daha kucak dolusu para verseniz dahi geri döndürme fırsatı da bitti..
 Öyle ise vaktimizi tatilde atıl halde harcamaktan ciddi şekilde kaçınmalı, tıpkı paramızı boşa harcamaktan rahatsızlık duyduğumuz gibi, vaktimizi de boşa harcamaktan rahatsızlık duyar hale gelmeliyiz.
 Kaldı ki, İmam-ı Şafi Hazretleri'ne göre tatil, atıl kalmak, aylak gezmek de değildir. Tam aksine tatil, devamlı meşgul olduğundan dolayı usandığın

28 Eylül 2014 Pazar

Kendini Beğenmek

 Hikmet kitaplarında "Helâku'l-mer'i fi'l-ucbi" şeklinde Arapça bir ifade yer alır.Yani, "Kişinin helâkı, kendini beğenmesindedir." demişler. Esasen, bu tür hikmetli sözler durup dururken söylenmiyor. Hepsi, uzun tecrübelerin süzgecinden geçerek söyleniyorlar. Bazıları kabul etmez belki ama, bunların büyük çoğunluğu da ilahi kitaplardan veya peygamber buyruklarından alınma sözlerdir.İnsanlar, hayatta başarılı oldukları zaman, nedense bu başarıyı hep kendilerinden bilirler. Bundan dolayı kendilerini beğenir, över, metheder dururlar. Başkalarının da kendilerini övmesini bekler ve hatta isterler. Övüldükçe nefisleri kabarır, olduğundan fazla görünmeye başlarlar. Hele övenler,

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Kaza Edilmesi Gereken ve Gerekmeyen Oruçlar

 1- Yolculuk veya hastalık özrü ile Ramazan orucunu tutmamış olan kimse, bunları kaza etmeye elverişli bir vakit bulamadan önce ölse, üzerine kaza gerekmediği gibi, fidye vermesi de lazım gelmez. Ancak oruçları için fidye verilmesini vasiyet etmiş olursa, malının üçte birinden bu vasiyetin yerine gelirilmesi gerekir. Fidye, fakir bir kimseyi sabah ve akşam doyuracak olan bir günlük yiyecektir. Bu, bir fitre sadakasına eşittir.
 2- Yolculuk veya hastalık sebebi ile Ramazan orucunu tutamamış olan kimse, bunun tamamını veya bir kısmını kaza edebilecek bir zaman bulmuş olduğu halde, bunları kaza etmeden ölürse, malı olduğu takdirde, kazaya kalan her gün için malının üçte birinden ödenmek üzere bir fidye ödenmesini vasiyet etmesi gerekir. Bu fidye fakirlere verilir. Bir özrü olmaksızın kasden Ramazan orucunu tutmayan kimse üzerine de, öldüğü zaman malının üçte birinden fidye verilmesini vasiyet etmelidir ki, bu vacibdir. Kaza

7 Haziran 2014 Cumartesi

İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİNDEN

 Bağdat, Kûfe gibi ilim ve tasavvuf merkezlerini gezerken Basra'ya da uğrar. Halk etrafını sarar, maruz kaldıkları musibetlerden kurtulmaları için, yaptıkları dualarının kabul olmadığını söyler, niçin kabul olmadığını sorarlar. Büyük mürşit, hâllerini incelediği Basra halkına şöyle hitap eder. Ey Basra halkı, sizin hâlinizi inceledim, davranışlarınıza dikkatle baktım, kalplerinizin günahlarla öldüğünü anladım. Halbuki ölü kalplerin duasını Allah kabul etmez. Sorarlar: Nasıl günahlarla öldürmüşüz kalbimizi? Tam on günahla öldürmüşsünüz kalbinizi. Bunlar da şöyle sıralanabilir: