Ashab-ı Kiram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ashab-ı Kiram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2016 Cuma

Gerçek Sevgi

  Bütün derdi yeme ve içme olan bir kimsenin Allah'ı sevdiğini söylemesi yalandır. Bunun gibi cennet nimetlerini düşünen, onlarla meşgul olan kişi de sevgisinde yalancıdır.

  Gerçek mânada kul olanlar yalnızca Allah için kalkar, oturur, konuşur, her şeyi O'ndan alır ve yalnız O'na bakarlar. Gözlerini Allah için kapatırlar. Böylece O'nunla görür, O'nunla işitir, O'nunla konuşur, O'nunla tutar ve O'nunla yürür bir hale gelirler. Bu durum bir kudsî hadiste şöyle ifade edilmiştir: "Ben bir kulumu sevdiğim zaman onun kulağı, gözü, eli ve ayağı olurum. Kulum benimle duyar, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür..."(Buhârî, Rikak, 38; İbn Mâce, Fiten, 16; Begavî, Şer-hu's-Sünne, 1/142)

  Allah Teâlâ, diğer insanlara vaad ettiği birtakım şeyleri bu kullarına peşinen vermiştir. Başkalarına gaib olan şeyi onlara ayan beyan göstermiştir. Diğerleri, bir köşeye serilmiş bulunan seccadeleri üzerindeyken, onlar şarkta, garpta, arş ve terstedirler. Bedenleriyle olmasa da sırlarıyla maddî âlemi aşmışlar, Hak Teâlâ'yı gözleriyle olmasa da sırlarıyla görmüşlerdir. Onlar Hakk'ın güzide kulları ve kâinatın yaratılış sebebidirler. Halk onların bereketi sayesinde rızka kavuşur, onların duaları ile nice şeyler yaratılır. Onlar, sadece Allah'a kulluk eder, sırf O'nun birliğini ikrar ve ilân ederler. Bu güzide insanlara ve onlara tâbi olanlara ne mutlu!...
 
  Cenâb-ı Hak, onların bu halini överek peygamberine şöyle buyuruyor: "Rablerinin rızasını dileyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur. Senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur. Dikkat et, onları üzersen zalimlerden olursun."(En'âm-52.)

                                                                               Alıntı: İmam GAZALİ - Tevhid Risalesi

20 Şubat 2015 Cuma

Gıybet ve İftira - Din Ulaşacaktır - Davet Edecekler

Gıybet ve İftira

Resulullah Efendimiz(s.a.v.),
 - Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz, diye sordu. Ashab-ı kiram,
 - Allah ve Resulu daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Resulullah(s.a.v.),
 - Birinizin, mümin kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmasıdır, buyurdu. Oradakilerden biri,
 - Ya benim söylediğim onda varsa, bu da gıybet midir, diye sordu.Resulullah(s.a.v.),
 - Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Şayet söylediğin onda yoksa bir de iftira ettin demektir.
 (Ebu Davud, Tirmizi, Müslim)

Bu Din Her Yere Ulaşacaktır!

 Rasulullah sallahu aleyhi ve sellem’in heber verdiği, gelmesi yakın mutlulukla sevinelim: “Bu din, gecenin ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah, bir azizin izzetiyle veye bir zelilin zilletiyle, İslam’ı üstün kılacağı bir izzetle ve kafiri zelil kılacağı bir zilletle, yerleşik ya da göçebe herkesin evine bu dini mutlaka sokacaktır.”
 (İbn Hibban, Sahih, XV, 91,93; Hakim, Müstedrek, IV, 477.)

Davet Edecekler!


 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) sofralarına davet etmeleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.”
 (Ebu Davud, Melahim 5; Ahmed b. Hanbel, V, 278.)

Hz. Ömer'in Talimatnamesi

 Hz. Ömer’in Basra valisi Ebu Musa el-Eş’ari’ye gönderdiği talimatname besmele ile başlar ve bazı kısımları şöyledir:
 “Mü’minlerin emiri, Allah’ü Teala’nın kulu Ömer’den Abdullah bin Kays’a(Ebu Musa el-Eş’ari)! Allah’ın selamı üzerine olsun. Kaza(hüküm vermek) muhakkak ki, muhkem bir vazife(farz), tabi olunan bir adet(sünnet)tir. Sana Getirilen davalar üzerinde iyice düşün. Mes’ele senin yanında açıklığa kavuşunca, hükmünü ver ve derhal icra et, icra edilmeyen bir hakkın faydası yoktur. Duruşma sırasındaki bakışlarında ve bulunduğun yerlerde adaleti elden koma. Böylece ne zengin ne fakir, adaletsizliğe uğrayacaklarından korkmasınlar. Davayı delil ile isbat etmek, davalıya; yemin, davayı red edene düşer. Davayı hükme bağladıktan sonra ertesi gün yanlış hüküm verdiğini anlarsan, seni hiçbir şey Hakk’a dönmekten alıkoymasun. Hakk’a dönmek, hatada devam etmekten hayırlıdır. Getirilen davanın hükmünü Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şerifte bulamazsan, ictihad et. Kıyas yoluyla Allahü Teala’nın rızasına uygun düşeceğini umduğun hükmü ver. Beyyine(delil) getirirse, hakkını alır. Bu mühlet içerisinde delil getiremeyen, yahut getirmeyenin aleyhine hüküm ver. İftira cezasına çarpılan, yalancı şahitlikle tanınan ve akraba olanlar müstesna. Müslümanlar biri diğeri hakkında şahitlikte bulunabilirler. Muhakeme sırasında insanlara karşı gazap ve hiddetten, bağırıp çağırmaktan ve işlerin çokluğundan sıkıntı duymaktan ve ekşi yüzlü olmaktan sakın. Allahü Teala, işlerinde rızasından ayrılmayan kadıyı, insanlar tarafından gelecek tehlikelerden korur. Yaptığı işlere riya karıştıran, hüsn-ü niyeti olmayan kadıyı Allahü Teala halk içinde rezil eder. Allahü Teala ihlas ile yapılan amelleri kabul eder. Allahü Teala’nın ihsan buyuracağı mükafatı ne sanıyorsun?”

16 Kasım 2014 Pazar

İlk Şehit Çocuğu

 Ammar ibni Yâsir radiyallahu anh imanda azmin ve sebâtin sembolü bir yiğit!.. İnancı uğruna gösterdiği fedakârlıklar, İslâm'ın yüceliğinin bir vesikası olan kahraman!... Fedakârlığın imanın özü olduğunu gösteren ilk şehit çocuğu... Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin; "Cennet üç kişiye müstahaktır. Ali, Ammar ve Selman." iltifatına mazhar cennetlik bir insan!..
 Babası Yâsir, Yemen'li Kahtânî kabilesinin Ans kolundandır. Kaybolan kardeşini aramak için Mekke'ye geldi. Benî Mahzum kabilesinden Ebû Huzeyfe ibni Mugıre'nin himayesine girdi. Sümeyye adındaki câriyesi ile evlendi. Bu evlilikten Ammar dünyaya geldi.
 Ebu'l-Yekzan künyesiyle anılan Ammar ibni Yâsir, Erkam'ın evinde Suheyb ile birlikte otuzuncu müslüman olarak İslâm'la şereflendi. Kısa bir müddet sonra babası Yâsir ve annesi Sümeyye hatun da müslüman oldular.
 İslâm'ın ilk günleri zorlu günlerdi. İlk müslümanlar da zor zamanı yaşayan insanlardı. Zira müşrikler İslâm'a girenleri tehdit eder, himâyesiz kimseleri de işkence altında inletirlerdi. Yâsir ailesi bu iniltileri bu acıları gönüllerine gömen ve müşriklerin en ağır işkencelerine karşı kahramanca direnen yiğitlerdir